İşçilerin Sendikaya Üye Olmaması Halinde Mali/Sosyal Haklar Ne Şekilde Belirlenmelidir?

İşyerinde çalışan ancak sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilerin mali ve sosyal hakları nasıl belirlenecektir? İşveren, sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilere belirli mali ve sosyal hakları verebilir mi?

Haber albümü için resme tıklayın

İçerik

Giriş

Bu çalışmamızda özellikle idarelerimizden gelen; “İşyerinde çalışan ancak sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilerin mali ve sosyal hakları nasıl belirlenecektir? Toplu sözleşmeden yararlanması mümkün olmayan bu işçilere hangi mevzuat hükümler uygulanmalıdır? Bu işçilerin maaş artışı nasıl belirlenir? İşveren, sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilere belirli mali ve sosyal hakları verebilir mi? Bu durumda sendikaların ve sendikalı işçilerin itiraz ve tazminat hakkı nedir? İşveren, sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilere vermek istediği hakları iş sözleşmesinde tanımlamak/göstermek zorunda mıdır? Toplu sözleşme uygulanan işyerinde/işletmede; sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilere verilecek mali ve sosyal haklarda kamu zararı tehlikesi söz konusu mudur?” şeklindeki sorularını içerek şekilde bir değerlendirmede bulunacağız.

Bu Makalenin PDF formatı için tıklayınız 

İşçi, Sendikaya Üye Olmak Zorunda mıdır?

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 17’nci maddesine göre işçiler istediği işçi sendikasına üye olabilirler. Sendikaya üye olup olmaması serbesttir. Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz.

İşçi, Birden Çok Sendikaya Üye Olabilir mi?

6356 sayılı Kanunun 17’nci maddesine göre; işçiler aynı işkolunda ve aynı zamanda birden çok sendikaya üye olamaz.

Üyelik ve Dayanışma Aidatı Ödemek Zorunlu mu?

6356 sayılı Kanunun 18’inci maddesine göre; üyelik aidatının miktarı sendika ve konfederasyonların tüzüklerinde belirtilen usul ve esaslara göre genel kurul tarafından belirlenir.

Üyelik ve dayanışma aidatları, yetkili işçi sendikasının işverene yazılı başvurusu üzerine, işçinin ücretinden kesilmek suretiyle ilgili sendikaya ödenir. Ödenmesi gereken aidatı kesmeyen veya kesmesine rağmen 1 ay içinde ilgili işçi sendikasına ödemeyen işveren, bildirim şartı aranmaksızın aidat miktarını bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiziyle birlikte ödemekle yükümlüdür.

İşçi, Sendika Üyeliğinden Ayrılabilir mi?

6356 sayılı Kanunun 19’uncu maddesine göre; işçi sendikada üye kalmaya veya üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Her üye, e-Devlet kapısı üzerinden çekilme bildiriminde bulunmak suretiyle üyelikten çekilebilir.

Anayasa’nın 51’inci maddesinde güvenceye bağlanan sendika hakkı, izin almaksızın üye olma haklarıyla (olumlu sendika hakkı) devlete ve işverene karşı koruduğu gibi istediklerinde sendika üyeliğinden ayrılma ve isterlerse hiçbir sendikaya üye olmama haklarıyla (olumsuz sendika hakkı) sendikalara karşı da korumaktadır.

İdare (İşveren) Sendika Üyesi Olmayan İşçilere Farklı İşlem Yapabilir mi?

6356 sayılı Kanunun “sendika özgürlüğünün güvencesi” başlıklı 25’inci maddesine göre; işveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır.

İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz.

İşverenin buna aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin 1 yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir.

Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun 20 ve 21’inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21’inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun 20 ve 21’inci maddelerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.

İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür.

Fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur.

Bu düzenlemelere aykırı olan toplu iş sözleşmesi ve iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir.

İşçinin iş kanunları ve diğer kanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır.

Toplu İş Sözleşmesi – Bireysel İş Sözleşmesi İlişkisi

6356 sayılı Kanunun 36’ncı maddesine göre; toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz.

İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır.

Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir.

Sona eren toplu iş sözleşmesinin iş sözleşmesine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar iş sözleşmesi hükmü olarak devam eder.

Toplu İş Sözleşmesinden Kimler ve Nasıl Yararlanır? Anayasa Mahkemesi Kararı Neler Getiriyor?

6356 sayılı Kanunun 39’uncu maddesine göre; toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanır.

Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye olmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye olup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bunun için işçi sendikasının onayı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma, talep tarihinden geçerlidir. İmza tarihinden önceki talepler imza tarihi itibariyle hüküm doğurur (Bu altı çizili düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin 30.12.2020 tarihli kararıyla –Esas:2020/57-Karar:2020/83-Resmi Gazete Yayım Tarihi Sayısı:03.03.2021-31412- oyçokluğuyla Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.).

Dayanışma aidatının miktarı, üyelik aidatından fazla olmamak kaydıyla sendika tüzüğünde belirlenir.

Dayanışma aidatı ödeyen işçiler ile taraf sendika üyeleri arasında sözleşmenin uygulanması bakımından herhangi bir ayrım bulunmamaktadır. Aradaki tek fark dayanışma aidatı ödeyerek toplu iş sözleşmesinden yararlanmanın talep tarihi itibariyle geçerli olmasıdır.

Bu nedenle dayanışma aidatı ödemek koşuluyla taraf işçi sendikasına üye olmayan işçilerin de talep tarihi itibariyle yapılan ödemelerden ve verilen haklardan yararlandırılması gerekmektedir.

Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihi itibariyle başlar ve toplu iş sözleşmesinin bitiş tarihi ile sona erer, bu nedenle işçilerin yeni imzalanacak olan toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmek için imza tarihinden sonra yeniden talepte bulunmaları gerekir. Dayanışma aidatı ödeyerek toplu iş sözleşmesinden yararlanacak olan işçiler, imza tarihi ile yürürlük tarihi arasında toplu iş sözleşmesinden doğan ücret farklarını alamazlar iken Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrası alabilecek hale gelmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararında aşağıdaki hususlar özellikle vurgulanmıştır.

  • Sendika üyesi olan işçilerle olmayan işçiler arasında bir fark oluşturularak toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi olan işçi sendikasına katılımın teşvik edildiğinin anlaşıldığı.
  • Söz konusu sınırlama ile toplu iş sözleşmesine taraf işçi sendikasının üye sayısının ve toplu iş sözleşmesindeki pazarlık gücünün artacağı gözetildiğinde sendika ve toplu iş sözleşmesi haklarına getirilen bu sınırlamanın güçlü işçi desteğini sağlamak suretiyle toplu iş sözleşmesi yapma hakkının etkili biçimde kullanılmasına amacına yönelik olduğu.
  • Dayanışma aidatıyla yararlanmada taraf sendikanın onayı aranmayarak sendika üyesi olan ve olmayan işçiler arasında bir eşitlik ve denge sağlandığı, ancak yetki alma ve toplu iş sözleşmesinin hazırlık, müzakere ve pazarlık süreçlerinin devam ettiği dönemlerde sendika üyesi olmayan işçilerin dayanışma aidatı ödemesi itiraz konusu kuralla engellendiği.
  • Kuralın toplu iş sözleşmesinin imzalandığı tarihte taraf sendika üyesi olan işçiler lehine bir sonuç doğurduğu, bu nedenle sendikalaşma yarışında taraf sendika lehine bir avantaj oluşturduğu.
  • Taraf sendika üyesi olmayıp sözleşmeden yararlanmaya ilişkin diğer şartları haiz olan işçilerin toplu iş sözleşmesinin geriye dönük hak bahşeden parasal hükümlerden mahrum bırakılmalarının bu kapsamdaki işçileri sendikaya üye olmaya zorlayacağı.
  • Kuralın sendikalar arası rekabeti taraf sendika lehine haksız şekilde bozduğu anlaşıldığından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir sınırlamanın varlığından söz edilemeyeceği.
  • Sendika üyeleri herhangi bir işlem ya da müracaata gerek kalmaksızın toplu iş sözleşmesinden yararlanırken taraf sendika üyesi olmayan işçiler için talepte bulunma ve taraf sendikaya dayanışma aidatı ödenmesi koşulunun öngörüldüğü, bu sayede sendika üyesi olmayan işçilerin de bir kısım külfete katlanmak suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmelerinin mümkün kılındığı.
  • Bu nedenlerle kuralla getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13, 51 ve 53’üncü maddelerine aykırı olduğu.

Sendika Üyesi Olmayan İşçilerin Mali ve Sosyal Hakları Nasıl Belirlenir?

İşyerinde/işletmede toplu iş sözleşmesi yapmak için yetki alan sendika, uzun ve zorlu bir toplu pazarlık sürecinden geçerek toplu iş sözleşmesi imzalamakta ve bu sözleşme ile birtakım hak ve menfaatler elde edebilmektedir. Sözü edilen hak ve menfaatlerden, kural olarak taraf sendikaya üye olarak aidat ödeyen veya dayanışma aidatı ödeyen işçiler yararlanacaktır.

İşverenin bunları diğer işçilere de aynen yansıtması, sendikaya üye olup aidat ödeyenler ile üye olmadığı için aidat ödemesi de gerekmeyen işçilerin hepsinin aynı olanaklara sahip olması sonucunu doğuracağı için genelde uygun görülmez. Böyle bir durumda, işçi sendikası işverene karşı bir tazminat davası açarak mahrum kaldığı dayanışma aidatını talep edebilir. (K. Oğuzman, Hukuki Yönden İşçi-İşveren İlişkileri, C. 1, 4. Bası, İstanbul 1987, sf. 77-78; N. Çelik/N. Caniklioğlu/T. Canpolat, İş Hukuku Dersleri, Yenilenmiş 30. Bası, İstanbul 2017. Sf. 900; F. Şahlanan, Toplu İş Sözleşmesi, İstanbul 1992, sf. 152-153, akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Ayrıca, işveren böyle bir uygulamayla sendikalı ve sendikasız işçiler arasında haksız şekilde ayrım yapmış olacağı için 6356 sayılı Kanun’un 25. maddesinin 2. fıkrasını ihlal etmiş olur. Sendika üyesi işçiler işverenden maddenin 4. fıkrası uyarınca tazminat talep edebilirler. (Oğuzman, Hukuki Yönden, sf. 77; Ü. Narmanlıoğlu, Toplu İş İlişkileri, 2. Baskı, İstanbul 2013, sf. 451 ve dn. 460, akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Bu noktada karşımıza şu soru çıkmaktadır.

Acaba işveren işçiye toplu iş sözleşmesindeki parasal haklardan hepsini değil de sadece birini ya da bazıları sağladığında, bu da toplu iş sözleşmeden yararlandırma sayılacak mıdır? İşveren böyle durumda da tazminat ödemekle yükümlü olabilecek midir?

Bu konuda öne sürülen bir görüşe göre, kanunda “kısmen-tamamen yararlanma” ayrımı yapılmamıştır. Dolayısıyla, işverenin sözleşme serbestisine dayanarak, haklı nedenler dışında, taraf sendikaya üye olmayan bir işçiye toplu iş sözleşmesi ile sağlananların bazılarını ya da tümünü vermesi, hele hele bunların üstünde haklar sağlaması olanağı yoktur.  (Çelik/Caniklioğlu/Canbolat, sf. 900-901, akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Ne var ki, Yüksek Yargı aynı görüşte değildir. Yargıtay bu konuda 2003 yılında verdiği bir kararda, sendikanın yoksun kaldığı dayanışma aidatı talebine ilişkin davayı, işverenin sendika üyesi olmayan işçilere toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerini uygulamamış olması nedeniyle reddetmiştir. (Yarg. 9. HD, 04.03.2003 t. ve E. 2002/16415, K. 2828; Tekstil İşveren Dergisi, Mayıs 2003). Yargıtay bu görüşünü daha sonra verdiği bir kararda da aynen sürdürmüştür. (Yarg. 9. HD, 07.11.2006, E. 29470, K. 29402; F. Şahlanan, İşveren Sendika Üyesi Olmayan İşçilere Yaptığı Bazı Ödemelerin Toplu Sözleşmeden Yararlandırma Açısından Değerlendirilmesi, Sicil Dergisi, Eylül 2011, S. 23, sf. 141 ve 142, dn. 2, akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Bu konuda önemli bir ölçüt de, işverenin toplu iş sözleşmesi hükümlerini sendika üyesi olmayan işçilere uygularken ne gibi bir amaçla hareket ettiğidir. Şayet, işverenin amacı işçileri sendikasızlaştırma, dolayısıyla sendikayı güçsüzleştirme değil ise, sendikanın tazminat talebi reddedilmelidir. Aynı şekilde sendika üyesi işçinin üye olmayan işçiye yapılan zammın kendisine de uygulanması yolundaki bir talebi kabul edilmez. Yargıtay bir kararında bu hususu şu sözlerle vurgulamıştır: “ …davalının, iki işçinin ücretine zam yapmakla güttüğü amaç, işçiler arasında eşitsizlik yaratmak ve toplu iş sözleşmesini akdeden işçi kuruluşunu zayıflatmak olmayıp, daha ziyade iki uzman işçiyi işyerinde tutmak ve işletmenin çalışmasını sürdürmektedir… Bu bakımdan, davacı (sendika üyesi işçi) anılan iki işçiye açıklanan maksatla yapılan zammın kendisine de uygulanmasını isteyemez. Bu konuda açılan davanın reddi gerekir.” (Yarg. 9. HD, 30.03.1973, E. 37337, K. 8164; K. Oğuzman, İşçi İşveren İlişkileri, Olaylar-Kararlar, 2. Bası, İstanbul 1877, sf. 175). Yüksek Yargı daha sonra, 2001 yılında verdiği kararda da, “işverenin işçileri sendikasızlaştırma gibi bir kötü niyetle hareket” etmediği gerekçesiyle verilen yerel mahkeme kararını onamıştır. (akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Bütün bunlara göre denilebilir ki, işveren sendika üyesi olmayan işçileri toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerinden ya da önemli sayılabilecek hükümlerinden yararlandırıyor ise bu uygulama genelde hukuken korunamaz. Buna karşılık, işverenin sendika üyesi olmayan işçilere toplu iş sözleşmesinin bir veya birkaç hükmünü uygulamış ise bu uygulama toplu iş sözleşmesinden yararlandırma olarak değerlendirilemez. (Tunçomağ/Centel, sf. 379, akt. Taşkent, Savaş, Kamu-İş; C: 14, S:3/2019)

Özetleyecek olursak, Prof. Dr. Savaş Taşkent Hocamızın, “İşverenin Sendika Üyesi Olmayan İşçiyi Toplu İş Sözleşmesinden Yararlandırması” başlıklı makalesinde detaylı olarak anlattığı üzere; toplu iş sözleşmesiyle sağlanan kazanımlardan kural olarak taraf sendikanın üyeleri yararlanır.

İşverenin toplu iş sözleşmesi ile sağlanan hakların bütününü ya da sözleşmenin önemli sayılabilecek hükümlerini sendika üyesi olmayan işçilere de uygulaması durumunda, hem sendika üyesi işçiler ve hem de sendika birtakım haklı taleplerde bulunabilirler.

Buna karşılık, yöneticilerin yaptığı objektif değerlendirmeler sonucunda, sendika üyesi olmayan işçilere düşük ya da aynı oranda zam verilmesi, toplu iş sözleşmesinden yararlandırma anlamına gelmez. Böyle bir uygulamanın hukuka uygun olduğu, özellikle bu konudaki Yüksek Yargı kararları da dikkate alındığında ifade edilebilir. Öte yandan toplu iş sözleşmesinde “yararlandırmama, ayrım yapma veya farkın korunması” gibi bir koşul öngörülmüşse, sendika üyesi işçi ücret farkı talebinde bulunabilir.

Sonuç olarak İş Hukukunun önemli isimlerinin yukarıda yer verdiğimiz değerlendirmeleri ışığında ifade edecek olursak;

  • Öncelikli kural, toplu iş sözleşmesiyle sağlanan kazanımlardan taraf sendikaya üye işçiler ile dayanışma aidatı ödeyen işçilerin yararlanmasıdır.
  • Toplu iş sözleşmesi ile sağlanan hakların bütününü ya da önemli sayılabilecek hükümlerinin sendika üyesi olmayan işçilere uygulanması, doğru bir yöntem değildir ve işveren açısından çeşitli sorumluluklar doğurur.
  • İşveren, sendika üyesi olmayan işçileri toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerinden ya da önemli sayılabilecek hükümlerinden yararlandırıyor ise bu uygulama hukuken korunamaz.
  • Buna karşılık, yöneticilerinin yaptığı objektif değerlendirmeler sonucunda, sendika üyesi olmayan işçilere, sendika üyesi işçilere göre daha düşük ya da aynı oranda zam verilebilir.
  • İdareler tarafından, sendika üyesi olmayan işçilere verilecek hakların hukuki dayanağı bulunmalı, idari bu yönde bir inisiyatif kullanıyorsa sendika üyesi olmayan işçilere verilecek haklar bireysel iş sözleşmelerine dayanmalıdır.

Değerlendirme ve Sonuç

Yukarıda açıklandığı üzere, idareler ve şirketlerinde çalışan işçilerin mali ve sosyal hakları genel olarak imzalanan toplu iş sözleşmeleri ile belirlenmektedir. Toplu iş sözleşmelerinden yararlanabilmek için toplu iş sözleşmesine taraf olan işçi sendikasına üye olmak veya dayanışma aidatı ödemek zorunludur.

Taraf işçi sendikasına üye olmayan veya dayanışma aidatı ödemek istemeyen işçiler çok nadir de olsa bulunmaktadır. Bu durumda, idareler bu işçilerin mali ve sosyal haklarını nasıl belirlemelidir? sorusu gündeme gelmektedir.

Anayasa’nın 51’inci maddesinde yer alan sendika kurma hakkı bir anayasal hak olduğu, 53’üncü maddesinde ise işçiler ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir.

Yapılan toplu iş sözleşmelerinde özellikle “sözleşmenin güvencesi” adı altında işverenlerin gerek takım sözleşmesi gerekse ferdi iş sözleşmeleriyle mevcut toplu iş sözleşmesini kısmen ve tamamen, doğrudan doğruya veya dolaylı yollarla toplu iş sözleşmesine taraf işçi sendikası üyesi olmayanlara, sendikasız veya başka bir sendikanın üyelerine uygulanamayacağı şeklinde düzenleme yaptıkları görülmektedir. Bunun yanında “sözleşmeden yararlanma” adı altında ise bu toplu iş sözleşmesinden taraf sendika üyesi işçilerin yararlanacağı, üye olmayanların ise sözleşmeden yararlanmaları konusunda kanun hükümlerinin uygulanacağı şeklinde düzenleme yaptıkları belirlenmektedir.

Bu çerçevede 6356 sayılı Kanunun “sendika özgürlüğünün güvencesi” başlıklı 25’inci maddesinde; işçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamayacağı, işverenin bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamayacağı, ancak ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümlerinin saklı tutulacağı düzenlenmişse de aynı Kanunun “toplu iş sözleşmesinden yararlanma” başlıklı 39’uncu maddesinde; toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyelerinin yararlanacağı denildikten sonra hemen akabinde toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye olmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye olup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmelerinin toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlı olduğu, bunun için işçi sendikasının onayının aranmayacağı düzenlemesi ile çeliştiği söylenebilir.

Bu bağlamda ister taraf sendikaya üye olsun isterse de dayanışma aidatı ödeyen olsun toplu iş sözleşmesinden aynen yararlandırılmaları, sadece ve sadece sendikal faaliyetler, yönetici ve temsilcilerin faaliyetleri, sendikal izinler gibi hususlarda taraf sendika üyelerine özel düzenlemeler yapılacağı açık ve nettir.

Ancak, ne üyelik ne de dayanışma aidatı ödemek istemeyen işçilerin mali ve sosyal hakları için, idareler toplu iş sözleşmeleri dışında hali hazırda mevcut olan bireysel iş sözleşmelerine mali ve sosyal haklar koyarak düzenleme yapmalıdır. Yapılacak düzenleme toplu iş sözleşmesi kapsamında yararlanan işçiler düzeyinde olmamalı, bunun üzerinde olmamalı, mümkün mertebe bu getirilen düzenlemenin tabiri caizse bir tık altında olmalıdır.

Özetleyecek olursak kısaca; işyerinde çalışan ancak sendikaya üye olmayan ve dayanışma aidatı da ödemeyen işçilerin mali ve sosyal hakları mevcut bireysel iş sözleşmelerine konulacak düzenlemeler ile belirlenmesi, bu işçilerin maaş artışının ne şekilde olacağı konusunda iş sözleşmelerinde düzenleme yapılması, mevcut toplu iş sözleşmesi hükümleri ile aynı veya bunun üzerinde mali ve sosyal hakların belirlenmesi durumunda elbette hem sendikaların hem de sendika üyesi işçilerin dava açma haklarının bulunduğu, sendika özgürlüğü çerçevesinde bu durumda olan sendika ve sendikalı işçilerin lehine pozitif bir sonuç ortaya çıkmasının muhtemel bir gelişme olabileceği, mevcut toplu iş sözleşmesi üzerinde bireysel iş sözleşmeleri ile mali ve sosyal hakların verilmesi durumunda idarelerin 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesi çerçevesinde kamu zararı ile karşı karşıya kalabileceği değerlendirilmektedir.

 

YASAL UYARI Bu çalışma Kamutech Yazılım A.Ş. mevzuat grubu uzmanları tarafından hazırlanmıştır. Makalenin her türlü yayın hakkı Kamutech Yazılım A.Ş.'ye aittir. Kaynak göstermek ve link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.

 

Ekli Dosyalar

07 Nis 2021 - 13:50 - TİS


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kamu İşçileri Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kamu İşçileri hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kamu İşçileri editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kamu İşçileri değil haberi geçen ajanstır.